Rasıh Reşat: “Bugün 23 Nisan, TBMM kısmı hariç, neşe ile dolamıyor insan”

Bugün 23 Nisan…
Neşe ile doluyor insan.
Evet, bugün büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Millet Meclisi’nin kurulduğunu ilan ettiği ve bütün dünya çocuklarına armağan ettiği gündür.
Bol bol 23 Nisan mesajı okuyabilirsiniz; o nedenle buradan okumayın diye, ben başka bir 23 Nisan’dan bahsedeyim. 23 Nisan 2003… 1974’ten sonra Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs arasında karşılıklı geçiş yapmaya başladığı ilk gün.
Bu işin mimarı elbette ki Serdar Denktaş.
Bu konuda Star Kıbrıs Gazetesi’ne 2009’da verdiği bir röportaj çıktı önüme geçen gün.
Kapıların açılması üzerinden 23 yıl geçmiş; Serdar Denktaş’ın röportajının üzerinden de 17 yıl.
Denktaş, söyleşisinde şu ifadeleri kullanıyordu: “Kapalı bir düzen içerisinde yaşamaktaydık ve gerçek, reel ekonomik değerler hiçbir şekilde gündeme gelememekteydi.
Türkiye'den gelen para memura veriliyor, memur harcama yapıyor; kendi içimizde dönen para neticede memurdan esnafa, esnaftan vergi olarak devlete, bir kısmı ithalata vs. gidiyordu.
Ekonomik çarpıklığımız pek görülememekteydi.” Son derece de haklıydı.
Reel bir ekonomi, komşularıyla rekabet edebilen açık bir ekonomik düzen özlemiyle —ve başka siyasi nedenlerle birlikte— atılmış bir adımdı.
Devrimdi.
Rum tarafı hazırlıksızdı. “Bizde sınır yok, sınırı işgalciler koydu” söylemi bir anda sorgulanır olmuştu.
Bir taşla onlarca kuş vurulmuştu.
Türk tarafındaki “Kapalı kalalım, bu davarı daha kolay güderiz” diyenler direndi ama kazanamadı.
Yine Denktaş’ın sözlerinden anımsıyorum: Rahmetli Salih Coşar’dan bir piyasa analizi isteniyor; Güney Kıbrıs–Kuzey Kıbrıs mukayesesi…
O dönem KKTC, Rum tarafına göre çok daha ucuz.
Güney’den kuzeye doğru bir ekonomik akış hesaplanıyor.
Rumlar panik içinde “Bir şişe su bile işgal ordusuna mermi demektir” propagandasına başladı.
Dinine göre dinlensin; Tassos Papadopoulos, kuzeye geçenlerin Helen ideallerine ihanet edeceğini söylemeye başlamıştı.
Kıbrıslı Türkler başı dik bir şekilde dünyalı olma süreçlerini zorlarken, Kıbrıslı Rumlar ise şaşkınlık içinde kuzeyin kendilerine anlatıldığı gibi olmadığını, Kıbrıslı Türklerin “canavar” olmadığını görmekle yüzleşiyordu.
Süreç içinde Rumların psikolojik bariyerleri azalmaya, etkisini yitirmeye başladı.
Alım güçlerinin yüksek olması, KKTC piyasasına can suyu gibi geliyordu.
Sınıra yakın bölgelerdeki restoranların cirolarının yüzde 70’i Euro cinsinden olmaya başladı.
Büyük marketler Rumca bilen eleman bulmak için adeta yarışa girdi.
Daha çok kapı, daha çok karşılıklı geçiş…
Türkler et alıyor; Kıbrıslı Rumlar ise akaryakıttan ilaca, diş tedavisinden kuaför hizmetine, market alışverişinden restorana kadar pek çok alanda en önemli müşterilerimiz hâline geliyordu.
Peki bu 23 yılın son 3 yılında ne oldu?
Bol keseden, abuk subuk istatistiklerle ve yılda üç kez belirlenen hayat pahalılığı ödeneğiyle, gerçekte olmayan bir refahın dağıtılması sonucu fiyatlar delirdi.
Akaryakıt haricinde hemen her alanda bir anda daha pahalı hâle geldik.
Kapıların açık olması, KKTC ekonomisi için avantaj olmaktan çıkıp dezavantaja dönüşmeye başladı.
Domino etkisiyle süreç iyice kontrolden çıktı.
Bazıları içten içe istese de kapıları kapatmak artık mümkün değil. 1995 ve sonrasında doğanlar, kapıların kapalı olduğu bir dönemi hatırlamıyor bile.
Demem o ki; dahiyane bir stratejiyle, 23 yıl önce, 23 Nisan 2003’te, açılan sınır kapılarının yarattığı o güçlü ekonomik ortamı da kendi elimizle tüketmeyi başardık.
Bugün 23 Nisan…
TBMM kısmı hariç, neşe ile dolamıyor insan.




























