KKKK

Öyle bana kimse emekten falan bahsetmesin. “Özel sektörü de düşünüyoruz” demesin.
Hele hele “halk” sözünü hiç kullanmasın.
Artık karnım tok bunlara.
Bana biri çıksın, oğlumun sınavlarına ne zaman devam edebileceğini söylesin.
Ya da kolon kanseri teşhisi konmuş, “Aç kalmalısın çünkü yarın ameliyat olacaksın” denmiş bir teyzenin, grev nedeniyle ertelenen ameliyatının ne zaman yapılacağını anlatsın.
Yaşanan savaş ortamında özel sektör daralırken, kimse önünü görmezken; bırakın hayat pahalılığı artışını, çalışanını işte tutup tutamayacağını bile bilemezken, kimse bana “özel sektör” demesin.
Rica ederim, “halk” da demesin.
Sendikalar, ne yazık ki CTP’yi de peşinden sürüklüyor. 2009’da Ferdi Sabit Soyer’in yaptığı gibi “hadi seçime” dense ve seçimi CTP kazansa ne olacak?
CTP, Mesarya Ovası’nda petrol mü çıkaracak?
Ya da özel ders veren, hatta dershane sahibi olan kamu öğretmenlerinin oluşturduğu milyon dolarlık sektörü vergilendirecek mi?
Petrol bulma ihtimali daha yüksek.
Peki, özel hastanelerde ameliyat yapan kamu hekimlerini vergilendirecek mi?
Ya da tarımla uğraşan devlet memurlarının kuraklık tazminatlarında kesinti yapacak mı?
Yapmayacak.
Yapamadığı için de bugün peşinden sürüklendiği sendikaların hedefindeki parti olacak.
TDP için de aynı şey geçerli.
Meclise girip hükümet ortağı olma arzusunda ama olmayan parayı nasıl paylaşacağını henüz anlatabilmiş değil.
Olmayan parayı paylaşamayınca da sendikalar onu yerden yere vuracak.
Eğer o senaryo gerçekleşir ve UBP ana muhalefet olursa, bu kez UBP sendikaların yanında yer alacak.
Aynen bugün CTP’nin yaptığı gibi.
Sendikacı dostlarımız ise aniden UBP’li olacak.
Sendika düşmanı olduğum düşünülmesin.
Basın-Sen üyesiyim.
Şimdiki başkan kardeşim Ali henüz meslekte yokken ben üyeydim.
Özel sektörde çalışıyor olmama ve şu sıralar düzenli bir maaşım bulunmamasına rağmen aidat borcum da yoktur.
Kamu görevlilerinin aidatı maaşlarından kesilir; biz özel sektör çalışanları ise dişimizden tırnağımızdan artırarak sendikamıza katkı yaparız.
İfade özgürlüğü mücadelemizde hiçbir sendikacıyı yanımızda görmedik.
Asgari ücret artışı, hayat pahalılığı oranında olmadığında da kimseyi görmedik.
Maaşımız ne olursa olsun, yatırımlarımızın asgari ücret üzerinden yapıldığını bildikleri halde ses çıkarmayan sözde emek savunucularını da görmedik.
Çünkü savundukları emek falan değil kendi toplu kamusal menfaatleridir, toplumsal bir durum yoktur.
O yüzden kalsın.
Bana kimse emekten, eşitlikten söz etmesin.
İsteyen uçakların iniş saatini belirlesin.
Çocukların sınav tarihini değiştirsin.
Ameliyathane listelerini yeniden yazsın.
Elektrik üretip üretmemeye, daireye gidip gitmemeye, süt işleyip işlememeye herkes kendi karar versin.
Canı sıkılan Meclis’i yakıp yıksın, canı çeken Başbakan’ın evini bassın.
Öğretmen okula gitmesin, memur daireye, doktor hastaneye gitmesin.
Hiç gerek yok.
Ben artık KKTC dediğimiz devletin sadece KKKK’ler için var olduğunu biliyorum.
KKKK nedir mi?
Kamu Konforunun Koruduğu Kodamanlar…




























