Rasıh Reşat: Ankete İnanma Ama Anketsiz de Kalma

Eskiden bir laf vardı: “Fala inanma ama falsız da kalma.” Bizde ise seçim tamtamları çalmaya başladığı andan itibaren, “Ankete inanma ama anketsiz de kalma” diyesim var.
Bunun iki önemli nedeni var. Daha doğrusu, anket meselesine bakmanın iki tartışmasız şartı bulunuyor.
İlki; potansiyel adayların isimlerini kamuoyunda dolaştırıp tepki yoklamak ve isim duyurmak için yapılan, adına yanlış bir şekilde “anket” denilen sosyal medya operasyonlarıdır. Bunların hiçbir bilimsel geçerliliği olmadığı gibi, bu işi bilimsel yöntemlerle düzgün yapanların da işini zorlaştırıyorlar. Bir yere çöp attığınızda temiz olan kirlenir; zaten kirli olana ise bir şey olmaz.
İkinci ve bence en önemli unsur ise ankete katılanların reaksiyonlarıdır.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde, “Bu seçim yalancıların seçimi olacak” demiştim. Bunu söylediğimde herkes yüzüme garip garip baktı. Ancak ne demek istediğimi açıklayınca anlayıp hak verdiler.
Küçük ülkelerde insanlar, özellikle siyasi eğilimlerini yabancı birine açıklarken gerçeği söylemekten kaçınırlar. Buna zaman zaman siyasi baskılar neden olurken, bu alana girip piyasayı kirletenlerin, anketlerine katılanların kime oy vermeyi düşündüğünü listeler halinde siyasi partilere verip insanları hedef gösterdikleri de bilinen bir gerçektir.
O nedenle anketlerde yalan söyleme oranı çok yüksektir. Eğer bu işi çok iyi bilmiyorsanız ve sorularınızı bu yalanları ortaya çıkarmaya yönelik ustalıkla hazırlamıyorsanız, anketiniz patlar.
Güney Kıbrıs’taki seçimlerde exit poll, yani sandık başı anketleri bile yanıldı. Düşünün; insanlar oylarını kullanmış, sandıktan çıkmış, anketörlerle konuşmuş ve buna rağmen gerçeği söylememişler. Sandık başı anketleri bile yanılmış.
Şimdilerde önüme çeşitli anketler düşüyor. Sosyal medyada ya da internet üzerinde yapılanlara bakmıyorum bile. Onların nasıl, neden ve hangi duygusal dürtülerle yapıldığını biliyorum.
Ancak ciddi sayılabilecek ve gerçekten ciddi olduğunu bilip güvendiğim firmaların anketlerine baktığımda tablo oldukça ilginç görünüyor.
Bu konuda detay vermeyeceğim ama şunu ifade edebilirim: Gördüğüm bir ankette bizi oldukça parçalı bir parlamentonun beklediği görülüyor. Hatta tablo o kadar parçalı ki, sadece iki parti grup kurabilecek milletvekili sayısına ulaşırken, Meclis Genel Kurulu’nda altı partinin temsil edildiği bir yapı ortaya çıkıyor.
Yani milletvekili sayısı bir yana, siyasi partilerin yalnızca üçte biri komitelerde ve diğer organlarda temsil edilebilecek güce ulaşabilecek gibi görünüyor. Burada karma ile baraj meselesi ile ilgil görüşlerimi yazabilirdim ama uğraşmayacağım. Tartışma kısır ve kimin seçilip seçilemeyeceği noktasına gideceği için girmiyorum.
Ne diyorduk? Ankete inanma ama anketsiz de kalma.
Gerçi bu derenin altından daha çok sular geçecek. Çünkü hükümetimiz, görev süresini sonuna kadar kullanıp Aralık ayında yerel seçimlerle birlikte genel seçimi de yapmak istiyor.
Yüksek Seçim Kurulu’nun şikâyetlerini ortadan kaldırmak için ise yerel seçimlerde karma oyun kaldırılması yönünde bir fikrin tartışılmaya başlandığını duyuyorum.
Genel seçimlerde karmayı kaldırma konusunda “karmacı” vekillerin itirazları galip gelmiş olacak ki, belediye meclisi üyeliklerinde karmayı kaldırıp YSK’yı rahatlatmayı düşünüyorlar.
Göreceğiz…




























