Rasıh Reşat: Borç bizim yiğidin kamçısı mı?

Geçen günlerde herkesin, Maliye Bakanı Özdemir Berova’nın Ankara’dan dönmesini dört gözle beklediğini yazmıştım. Maliye Bakanı, Merkez Bankası Başkanı’nı da yanına alarak Ankara’nın yolunu tutmuş ve KKTC Maliyesi’nin borçlanabilmesinin yolunun açılmasını, alınan bazı mali tedbirleri de masaya koyarak Ankara’dan talep etmeye gitmişti.
Belli ki Berova, çantasında “son bir defa” olmak üzere borçlanabilme salahiyetiyle dönmüş ki, Meclis’teki ilk kürsüye çıkışında “ne kadar gerekirse o kadar borçlanacağız” dedi.
TAM Parti Genel Başkanı ve geçmişte Maliye Bakanlığı görevinde de bulunmuş olan Serdar Denktaş, bu borçlanmaların görev süresini aştığı için yasa dışı olduğunu söylese de bu eleştirinin kamuoyunda güçlü bir karşılık bulduğu söylenemez.
Üstelik Özdemir Berova, borçlanan tek ülkenin KKTC olmadığını, hatta Güney Kıbrıs’ın 33 milyar Euro borcu bulunduğunu ifade etti.
İlk olarak, Rum Yönetimi’nin borcu 20 milyar Euro civarındadır. Hatta borcunu azaltma konusunda Avrupa’nın en hızlı ilerleyen ülkelerinden biridir. Bu nedenle Berova’nın Güney Kıbrıs benzetmesi çok da yerinde olmadı.
Diğer taraftan, Özdemir Bey’in Güney Kıbrıs’ı referans göstermesinin başka bir sorunu daha var: Rum Yönetimi’nin aldığı ve hızla azalttığı borçları nereye harcadığına bakmak gerekir.
Örneğin kullanılan borcun küçük bir kısmı devletin idari giderlerine, yani maaşlara ve yükümlülüklere gidiyor. Bizde bütçenin yüzde 90’ını aşan bu kalem, onlarda oldukça sınırlı. Borcun önemli bir kısmı eski borçların faiz yükünü azaltmaya yöneliyor. Geri kalan bölüm ise altyapı yatırımlarına, reel sektörde uzun vadeli projelere ve yabancı yatırım fonları ile tahvillere aktarılıyor.
Evet, Rumlar da, Fransızlar da, Almanlar da, Türkler de, Ermeniler de, Azerbaycanlılar da borçlanıyor. Ama bu borçlanma, sadece maaş ödemek için yapılmıyor.
Elbette devletler de şirketler ve bireyler gibi borçlanır. Ancak bu borçlar günü kurtarmak için değil; büyümek, yatırım yapmak ve alınan borcu geri ödeyebilecek bir ekonomik kapasite oluşturmak için kullanılmalıdır.
Bir önceki Maliye Bakanı’nın maliyeyi borçsuz ve bütçe fazlasıyla bıraktığı gerçeği ortadayken, borçlanmaya yönelik eleştirilere “ne kadar gerekirse o kadar” ve “Rumlar da borçlanıyor” şeklinde verilen yanıtlar açıkçası yeterli gelmiyor.
Bu arada amacım Özdemir Berova’ya yüklenmek değil. Ancak ülke bir borçlanma krizinin ortasındaysa ve ben bu konudaki endişemi daha muhalefetten kimse dile getirmezken ifade etmişsem, bugün susmam da mümkün değil.
Borç yiğidin kamçısıdır lafı aklıma geliyor haliyle.
Eğer mesele borç ile yiğitlik arasındaki ilişkiye indirgenecekse, o zaman bizi kamçılı, kırbaçlı bir mali yönetim sürecinin beklediğini söylemek yanlış olmaz.




























