Rasıh Reşat: Herkes “Çok İyi Hamle” Diyor

Birkaç gündür gazı yazıyorum. Daha doğrusu gaz boru hattını. Türkiye’nin nasıl bir stratejiyle bu noktaya varmak istediğini anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum. Birçok kişiyle konuştum. Teknik detaylar edinmeye çalıştım. Türkiye’deki bazı siyasilere sorular yönelttim; yanıtlar bekliyorum. Geldikçe yazacağım.
Ama kiminle konuştuysam, nüanslara rağmen ortak nokta şu: “Çok iyi hamle.”
Türkiye’nin, gazı çıkarmaktan öte, gazın gideceği yere kadar ulaştıracak altyapıya yönelmesinin, bir taşla birkaç kuş vurma hamlesi olduğunu anlattı konuştuğum kişiler.
Aslında Türkiye’nin gaz hamlesini görmemiz gerekirdi. Piri Reis gemisiyle başlayan süreçte, ardından Barbaros Hayrettin Paşa, Oruç Reis, Abdülhamid Han ve Çağrı Bey gemileri sırayla envantere katıldı. Adı açıklanmayan bir gemi de Libya açıklarında görev yapıyor.
Yani tek bir sismik araştırma gemisiyle başlayan serüvenin, 12 bin 500 metreye kadar sondaj yapabilen gemiler filosuna dönüşmüş olması herhalde tesadüf değildir.
Bir zamanlar bir öğle yemeğinde bir Türk büyükelçisi bana şöyle demişti:
“Doğu Akdeniz şu anda yeniden şekilleniyor. Siz Türkiye’nin bu süreçte söz sahibi olmayacağını mı düşünüyorsunuz?”
Şimdi bu sözleri çok daha iyi anlıyorum.
Gelelim bu gaz konusunun diplomatik tarafına ve Kıbrıs sorununa etkisine.
Dünya aslında şunu söylüyor:
“Ey Kıbrıs sorunuyla ilgili olan herkes; sizler güvenlik, mülkiyet, yönetim ve güç paylaşımı gibi konularda uzun yıllardır anlaşamadığınız için kapsamlı bir çözüm bulunamadı. Aranızda binlerce sorun var ve zaman geçtikçe bunların çözülmesi kolaylaşmadığı gibi daha da zorlaşıyor. Ancak zaman geçiyor ve ihtiyaçlar da artıyor. Kıbrıs adası etrafındaki zenginlikleri, bu itiş kakış nedeniyle en verimli şekilde kullanmak yerine boşa harcayacaksınız. Gelin bunu bir iş birliği çerçevesinde ele alalım. Çözüm peşi sıra gelirse gelir. Ama siz bu zenginliği paylaşırken Avrupa’nın enerji güvenliğine de önemli bir katkıda bulunacaksınız. Bu da görmezden gelinmeyecektir.”
Amiyane tabirle söylenen bu.
Bu, biraz da Trump tarzı bir yaklaşım. Detaylara fazla boğulmadan, prensiplere çok da takılmadan, ortak çıkarlara odaklanarak hareket etme anlayışı. Şu sıralar dünyadaki geçerli akçe de bu. Bakınız: İbrahim Anlaşmaları.
Şimdi Türkiye’nin bu hamlesi Rum tarafında sessizlik içinde izleniyor.
Elbette bu sessizlik bir kabullenişten kaynaklanmıyor. Büyük ihtimalle bir yerlere şikâyetler yapılmış ve gelecek tepkiler bekleniyor.
Projenin uluslararası aktörler tarafından ne ölçüde kabul gördüğünü, hatta belki de doğrudan onların düşüncesiyle hayata geçirilip geçirilmediğini, Rum tarafının girişimlerine verilecek yanıtlar ve sonrasında yapılacak açıklamalarla anlayacağız.
Ama bugün itibarıyla ortaya çıkmaya başlayan tabloya baktığımda, kapsamlı çözüm öncesinde güven oluşturmak, bir iş birliği modelini test etmek ve bunu yaparken de para kazanmak için bundan daha uygun bir ortam yaratılmasının zor olduğunu düşünüyorum.




























