Rasıh Reşat: Seçmeyi öğrendik mi gerisi gelir…

Geçenlerde milletvekili adayı olmak isteyenlerle ilgili bir şey yazmıştım. Milletvekilinin aslında ne olması gerektiğini falan anlattım. Bana gelen çok sayıdaki tepki arasında “Ben olabilir miyim sence?” diyen de vardı, “Sen olsana” diyen de. Gülüp geçtim tabii ki. Ne vekil olmayı ne de birilerini gaza getirmeyi düşündüğümü söyleyeyim.
Geçen günkü yazıda seçilmekle ilgili birçok şey yazdık. Ama aslında bütün mesele seçmek.
Geçenlerde bankada elimde sıra numarasıyla beklerken, aklına ve değerlendirmelerine güvendiğim bir büyüğümle karşılaştım. Beklerken sohbet ettik ve bana kulağıma küpe olacak bir şey söyledi:
“Çocuklarımızı seçilmek için değil, seçmek için eğitmemiz lazım” dedi.
Ne diyor bu adam dedim içimden.
Sonra örneği siyasetten değil de, kadın-erkek ilişkisi üzerinden verince daha iyi anladım.
Misal, genç bir erkek; beğenilmek ve bir kadın tarafından diğer erkekler arasından tercih edilmek için güzel giyinir, güzel konuşur, kibar davranır, gerekirse bonkör olur. Bir kadın da aynı şekilde kuaföre gider, makyaj yapar, güzel giyinir, parfüm sürer falan. Onun da derdi tercih edilmek. Yani seçilmek.
Milletvekili adayları da aynı şekilde, diğer adaylardan ayrılmak için düğüne gider, cenazeye gider, bol bol el sıkar. Yemekler verir. Paralar dağıtır. Sosyal medyada görünür olur, televizyona çıkar. Güzel giyinir, güzel konuşur. Güler yüzlü olur, bilgili ve tecrübeli olduğunu herkese göstermeye çalışır.
Dert ne? Seçilmek.
Peki bir seçilme durumu varsa, demek ki bir de seçen ya da seçenler var. Kim seçiyor? Biz.
Bir başka ifadeyle, önümüze dizilip şirinlik üstüne şirinlik yapan, arkasını sağlama almak için binbir ittifak peşinde koşan, bizimle kendisi arasına kıramayacağımız birilerini sokmaya çalışan ya da elindeki imkânları hunharca kullanıp dikkatimizi çekmeye çalışanları aslında seçmek ya da seçmemek bizim elimizde.
Onların siyasi hayatlarının uzunluğunu belirlemek, devam edip etmeyeceğine ya da başlayıp başlamayacağına karar vermek iki dudağımız arasında… Ya da mührü tuttuğumuz parmaklarımızın arasında.
Demek ki seçilmek, seçen sayesinde mümkün. Seçen hep var. Ve illaki seçecek birini bulur. Yani bunlara çok da muhtaç değil seçecek olan. Seçecek birileri illaki çıkar.
O nedenle asıl meselenin “seçmek” olduğunu bilerek bu adaylarla muhatap olalım. Onlara, seçenler olmadan seçilmelerinin mümkün olmadığını anımsatalım.
Şu ana kadar bunu başardık mı? Katiyen.
Ne doğru kişileri seçmeyi, ne de seçme seçilme sürecinin efendisinin seçen olduğunu hatırlatmayı.
O nedenle, seçilen olmak tabi ki önemli, tercih edilmek güzeldir belki ama seçmek ve tercih edecek gücü elinde bulundurmak daha önemli. Daha da önemlisi o gücün farkında olmak. Seçmeyi öğrendik mi, gerisi gelir.
Herkese iyi haftalar.




























