ADF ve Üçüncü Yol

Türkiye bir Antalya Diplomasi Forumu’nu daha tamamladı. Şaka maka, Erdoğan “Ben Davos’a bir daha gelmem” dedikten sonra şekillenen ADF, artık dünyanın kabul ettiği ve katılmak için yarıştığı bir organizasyon haline geldi.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman bir konuşma yaptı; Kıbrıs’ta ortalık kalktı oturdu. Federal çözüm isteyenler bir yandan Cumhurbaşkanı’nı konuşması yüzünden yerden yere vururken, diğer taraftan iki devletli çözüme bel bağlayanlar da bu politikaya sarılmadığı için Erhürman’a ateş püskürdü.
Ha bu arada, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ADF’teki konuşmasının Kıbrıs bölümünde adada iki ayrı halk ve iki ayrı devlet olduğunu söyledi. Kıbrıs’taki gerçeklere işaret etti. Erhürman’a gol atmak isteyenler ise sıralanıp “Erdoğan iki devletli çözüm istediğini Erhürman’ın yüzüne baka baka söyledi, o da bir şey diyemedi” diye zorlama yorum yaptı. Halbuki tam tersi: Erdoğan, Erhürman’ın “adını koymaya gerek yok, içerik üretelim” söylemine yüzde yüz katılmasa da karşı çıkıyor görüntüsü vermiyor. Unutmayın, Erdoğan görüp görebileceğiniz en pragmatik adamdır. Sanırım bazılarımız dogmatik olmaktan kurtulup pragmatik olma yolunu seçmemiz gerekecek.
Erhürman ADF’te müthiş bir konuşma yaptı. Aslında yeni bir siyaset ortaya koyuyor. Dediği şu: “Rum liderliği iyi niyetle masaya gelirse federal çözüme de varım, dünya toplanıp KKTC’yi tanıyacağını ilan ederse iki devletli çözüme de. Ama hani? Ne biri oluyor ne öteki. O nedenle içeriklere değil isimlere bakarak pozisyon almamın da bir manası yok.”
Bu iki çözüm modelinden herhangi birinin gerçekleşme ihtimali belirene kadar ise Kıbrıslı Türklerin en iyi bildiği şey olan bir varlık mücadelesi vermeyi anlatıyor Cumhurbaşkanı. Öyle 1963-1974 arasındaki gibi değil belki ama uluslararası camianın varlığımızı kabul etmesini sağlama mücadelesi. Ecnebicesi “acknowledgment”. Bu bir tanınma talebi değil, bir çözüm modeli de değil. Bu, dünyanın Kıbrıslı Türklerin var olduğunu kabul etmesi ve Rumların Kıbrıslı Türkler adına karar vermek konusunda yetkili olmadıklarının anlatılmasıdır. Mümkünse de ilişki kurulmasıdır.
“Çözüm mü? Dibine kadar varız. Ama çözüm olmuyorsa da yaşamaya mecburuz. Gelin konuşalım ve bu değişen dünyada Kıbrıslı Türkler masaya ne getirebilir, dünyada biz nasıl kıymetli olabiliriz; gelin ona birlikte bakalım” olmalı yeni siyaset diyorum ve sanki Erhürman bunu satır aralarında dillendiriyor.
Rumlar ve Rumların çözümsüzlükte hiçbir payı olmadığına inananlar Cumhurbaşkanı’nı bir sürü şeyle suçlayabilir. Suçlayacaklardır. Kıbrıs’ın kuzeyinin ayrı bir devlet değil de Türkiye’nin bir vilayeti olması gerektiğini düşünenler de eleştirilerinde acımasız olabilir. Statükodan beslendikleri için hiçbir şeyin milim değişmesini istemeyenler de ağızlarına geleni söyleyebilir. Bence Tufan Erhürman bunlara kulak tıkayıp bildiğini yapmalı ve dünyayı dolaşarak “Hey, biz varız ve buradayız. Çözüm şimdilik yok ama biz varız” demeli. Aliyev görüşmesi ve diğer temaslar bu temaya son derece uygun.
Neticede Kıbrıs’ta federal çözümün pek mümkün olmadığını BM dahil herkes biliyor. İki devletli çözüm de olası durmuyor. Şimdi olmayacak dualara amin diyerek boşa zaman geçirmek midir, yoksa bu modellerden herhangi biri ya da başka bir çözüm modeli gerçekleşinceye kadar dünyanın bizi bir şekilde kabullenmesini sağlayacak seferberliği başlatmak mıdır? Üçüncü yola çıkmanın zamanı geldi sanki. Emin olun bu dünya buna hazır.





























