Rasıh Reşat: Hristodulidis’in Antalya sınavı

Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi, daha başlamadan Kıbrıs meselesi açısından ilginç bir diplomatik tartışmanın kapısını araladı. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine zirveye katılacağını açıkladı. Rum lider Nikos Hristodulidis ise katılıp katılmayacağı sorusuna hiç tereddüt etmeden, “Elbette katılacağım” yanıtını verdi.
İşte tam da burada üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişki ortaya çıkıyor.
Rum yönetimi yıllardır Kıbrıslı Türklerin uluslararası platformlarda görünürlüğünü artırabilecek hemen her girişime karşı çıkıyor. Cumhurbaşkanımızın uluslararası temasları, katıldığı toplantılar ve gördüğü protokol muamelesi sürekli olarak Rum tarafının “statü yükseltilmesi” itirazlarıyla karşılaşıyor.
Peki Hristodulidis Antalya’da ne yapacak?
Türkiye’nin ev sahipliğindeki zirvede, Erdoğan’ın davetlisi olarak bulunan Cumhurbaşkanı Erhürman’ın kendisiyle eşit düzeyde muamele görmesi ihtimaline nasıl yaklaşacak? Aynı ortamda, benzer protokol koşullarında ağırlanmaları durumunda, başka ülkelerde sürekli itiraz ettiği görüntüye bu kez bizzat tanıklık etmek zorunda kalmayacak mı?
Elbette Erhürman’ın zirveye katılması tek başına KKTC’nin uluslararası tanınması anlamına gelmiyor. COP31’in Birleşmiş Milletler çerçevesindeki kuralları da ortada. Ancak diplomasi yalnızca hukuki statülerden ibaret değil; görüntüler, temaslar ve verilen mesajlar da önemli. Erdoğan’ın Erhürman ile vereceği fotoğraflara, onu aile fotoğrafına dahil etmesine kim, nasıl itiraz edebilir?
Üstelik Hristodulidis’in, daha birkaç hafta önce Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ikiyüzlülükle suçladığını unutmadık. Şimdi aynı Erdoğan’ın ülkesinde düzenlenecek zirveye katılmayı diplomatik başarı olarak mı sunacak?
Türkiye’ye yönelik o sert sözler hâlâ kulaklarımızdayken Antalya’ya gitmekteki kararlılığı, üzerinde durulması gereken bir başka tezat mı, yoksa planlı bir diplomatik hareket mi? Yoksa sorulduğu için hazırlıksız verilen ve artık geri alınması mümkün olmayan bir “Tabii ki katılacağım” yanıtı mıydı gündeme düşen?
Elbette iklim değişikliği gibi küresel bir konuda siyasi anlaşmazlıklara rağmen aynı masada bulunmak normaldir, hatta gereklidir. Ancak Hristodulidis’in kendisinin de zirvede hoş olmayan sürprizlerle karşılaşabileceğini söylemesi, protokol meselesinin henüz kapanmadığını gösteriyor.
Erhürman ise meseleyi oldukça sakin karşıladı. Hristodulidis’in katılımına itiraz etmek yerine, diplomasinin ve diyaloğun her zaman iyi olduğunu hatırlattı. Cumhurbaşkanı’nın tarzı da zaten bunu gerektiriyor.
Antalya’da nasıl bir protokol uygulanacağını henüz bilmiyoruz. Ortada BM kuralları var ama bir de kafasına koyduğunu yapan, yaptıran Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliği var.
Hristodulidis, yıllardır engellemeye çalıştığı diplomatik görünürlüğün Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşmesine seyirci kalabilecek mi? Hristodulidis Antalya’da Türkiye’yi protesto falan eder mi? Mayıs 2016’da İstanbul’daki zirve sırasında Erdoğan’ın Dolmabahçe Sarayı’nda verdiği yemeğe, Akıncı’nın da bulunması nedeniyle migrenini bahane ederek katılmayan dönemin Rum lideri Anastasiades’in tavrına benzer bir senaryo mu göreceğiz? Yoksa her şey yolunda gider ve Hristodulidis ile Erhürman bir aile fotoğrafında birlikte poz mu verir?
Sanırım biz Kıbrıslılar Antalya’da iklimden çok Kıbrıs’ı konuşacağız. Ama asıl sınav, Hristodulidis’in “statü hezeyanları” etrafında şekillenen sınavı olacak.





























