Bir konvoy, bir soru ve Hulusi Akar

Mesleki alışkanlıktır.
Çoğumuz telefon kulağımızın dibinde uyuruz.
Hele hele 2015 yılında Paris’in bombalandığı ve 130 kişinin hayatını kaybettiği olayda uyuyakalmış, binlerce basılmış Kıbrıs Postası’nı çöpe attırıp yenilerini bastırmak zorunda kalmış olmam, bana hem ders olmuş, hem de travma kalmıştır.
Dün gece telefona gelen bir mesajın çıkardığı sesle gözümü açtım.
Artık eskisi gibi telefona bakıp olan biteni göremiyoruz.
Önce yakın gözlükler bulundu, sonra telefona bakıldı.
Bir dostum, bir başka dostumun sosyal medyada paylaştığı videoyu dikkatime çekmek için göndermiş.
İzledim.
Kocaman, askeriolduğu her halinden belli bir konvoy, Karpaz yollarında bir yerden bir yere doğru gidiyor.
Bir yandan sabahın 4’ünde gazetecilik refleksiyle seviniyorum, diğer yandan aklıma Can Dündar’ın MİT TIR’ları meselesi geliyor, ürperiyorum.
İlk başlarda Can Dündar’a o konularda sempati ve dayanışma hissi uyanmıştı bende.
Sonra bu sempatim yavaş yavaş azaldı.
Hatta Stephen Sackur’un Hardtalk programına konuk olduğunda Sackur’un, “Ulusal güvenlik diye bir şey var.
Senin devletin, hemen her devlet gibi gizli bir operasyon yapmış.
Sen bunu ifşa etmişsin.
Biz istihbarat ve güvenlik güçlerinin hayatını tehlikeye atacak şekilde haberler yapsak, bizim de başımız derde girer” dediği noktada bende film tamamen kopmuştu.
Lafı dolandırdım, biliyorum ama bu askerî konular hassas; nereden başlayacağımı bilemiyorum.
Belli ki Türk Silahlı Kuvvetleri, hem Rum tarafından oluşan askerî yığınağa bir denge oluşturmak hem de bölgede artık kaçınılmaz görünen hava ve füze savaşlarında söz sahibi olmak, KKTC’nin güvenliğini sağlamak ve olası bir Güney ve Güneydoğu Türkiye hattında güvenlik duvarını güçlendirmek için bir hareketlilik içinde.
Görüntüleri emekli subay olan dostlarıma gösterdim.
Değerlendirmelerini istedim.
Verdikleri yanıt, “kuvvetle muhtemel hava savunma sisteminin altyapısını oluşturacak bir konvoy” oldu.
Elbette bu, Yasemin Öztürk’ünkine benzer bir “bilgi” değil; uzman görüşü ve değerlendirmesidir.
Eski Genelkurmay Başkanı, eski Millî Savunma Bakanı ve şimdiki TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar ülkemizde.
İran ile İsrail ve ABD dibimizde savaşırken, Türkiye 6 F-16’sını burada tutuyor, gece askerî konvoyların videosunu izlemişim ve ardından Hulusi Akar’a soru sorabileceğim bir basın toplantısındayım.
Rüyada mıyım, neyim?
Sorumuzu sorduk elbette: TSK’nın askeridonanım bağlamında, bilinen F-16 ve diğer sistemler dışında bir hareketliliği ya da aktarımı var mı?
İçimden de “Yahu, adam TSK’nın bir numaralı subayı olmuş, savunma konusunda kabinedeki en yetkili ikinci adam olmuş, şimdi de TBMM’de savunma alanında en donanımlı kişi konumunda.
Sen bir video izlemiş, birkaç komplo teorisi üretmiş, bir iki albaydan uzman görüşü alarak Hulusi Akar’dan askerî sır mı alacaksın?” dedim ama yine de sordum.
Yanıtı net değildi ama netti: “Savunma ve güvenlik meselesi, takip ve tedbir meselesidir.
Taktik düzeyde benzer şeyler olabilir.
Biz barıştan ve huzurdan yanayız.
Biz savaşçı değiliz.
Bizim görevimiz caydırmak.
Caydırmak konusunda alınması gereken ne tedbir varsa alıyoruz.” Sanırım “caydırmak” kelimesi burada kilit.
Ha, bu arada nasıl bir askerihareketlilikten bahsettiğimiz tam net olmasa da Karpaz’daki İTÜ meselesi, en azından benim kafamda, artık daha net.





























