Erhan Arıklı bu yazıyı kesin paylaşmaz

Seni öğretmene diyeceğim…
İlkokul çağında böyle bir ifade vardı. Sürekli öğretmenin çantasını taşıyan, “Örtmenim ben, ben” diye sınıfta parmağını öğretmenin gözüne sokarcasına kaldırarak göze girmeye çalışan öğrenciler olurdu. Çok çalışkan olmazlar; öğretmene yağcılıkla göze girmeye çalışırlardı.
Diğer arkadaşları için sürekli, “Bir yaramazlık yapsa da öğretmene desem” diye düşünür ve elde ettiği her fırsatta öğretmenler odasının yolunu tutardı.
“Öğretmenim, Rasıh ayıp şeyler söyledi. Hüseyin kalemi Levent’in koluna sapladı. Camı Mehmet kırdı ama suçu Hasan üstlendi” gibi gammazlama işlemleri yapılırdı.
Herkes öğretmenlerden Allah’tan korkar gibi korktuğu için ise hiç kimse “Öğretmenim öyle değil de böyledir” demeye cesaret edemezdi.
Sonra ortaokul ve lise yılları geldi. Öğretmenlere “Hocam” demeye başladık ve saygı çerçevesinde haklar aranmaya başlandı. Birileri gammazladı mı artık pek önemsenmezdi. Hocaya gidilir, gerçek anlatılır, hoca karar verir ve gammazcı, karar ne olursa olsun, sonunda sıkıntıya girerdi.
Kimse arkadaşlarını öğretmene satanı sevmezdi. Kimse onunla arkadaşlık etmezdi.
Şimdi bizim Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’yı bu analojide ilkokuldan liseye geçmiş ama henüz lisede olduğunu idrak edememiş bir çocuğa benzettim bugün.
Öğretmene “diyecek”, ama lisede öğrencilerin artık öğretmenle doğrudan diyalog içinde olduğunu fark edememiş hâlâ.
Artık şikayet ettikleri de doğrudan konuşuyor. Yaptıklarını da yapmadan ifade ediyorlar. Dolayısıyla barabonoların kıymeti de kalmıyor.
Cumhurbaşkanı Erhürman’ın Anayasa Mahkemesi’nden görüş isteme konusunu Türkiye’dekilerle konuşmadığını düşünmüyordur inşallah. Eğer öyle düşünüyorsa ve “Seni öğretmene diyeceğim” edasıyla ülkede ne kadar televizyon varsa dolaşarak, Akıncı döneminde gerilen ilişkileri referans gösterip provokasyon sınırını aşmasını bir noktaya kadar anlamak mümkün olabilir.
Ama eğer Erhürman’ın gerek Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile, gerekse bilmediğim diğer yetkili ve ilgililerle görüşerek bu kararı aldığını biliyorsa, o zaman bu paniğini nereye bağlayacağımı bilemiyorum.
Acaba, “hallederiz” dediklerine karşı mahçup mu oldu, yoksa bu fırsatı kullanıp tabanını seçimler yaklaşırken konsolide mi etmeye çalışıyor, “Ben Türkiye’ciyim bunlar Rumcu” diyerek mi.
Fiber optik altyapının olması gerektiğini söyleyen ve bunun bugüne kadar yapılmamış olmasını nedenleriyle eleştiren biri olarak, bir eleştiri daha getirme hakkına sahibim sanırım.
Erhan Arıklı söylediği gibi ek protokolü 15 gün içerisinde Cumhurbaşkanı’na sunmuş olsaydı zaten bu sorun olmayacaktı. O nedenle Cumhurbaşkanı’nı protokolü Anayasa Mahkemesi’ne götürdüğü için eleştirmek yerine, ne anlama geldiğini çok iyi bildiğimiz tehlikeli referanslara başvurmadan, kendi ödevini neden yapmadığını düşünmesi gerekir bence.
Yoksa bir öğrenci çıkar ve “Örtmenim! Bu Erhan var ya… Savcılık görüşü alma ödevini yapmadığı gibi, 15 gün içinde günlerce anlattığı ek protokolü de yapmadı” diye şikayeti basar.
Şimdi yapılması gereken, “Bu iş olmadı, sorumlusu da Cumhurbaşkanıdır” deyip anayasaya aykırılıklar içeren bir sözleşme yaptığını itiraf etmek yerine, çok iyi bir hukukçu olduğunu bildiğim müsteşarınızla birlikte sağa sola saldırmadan bu enkazın nasıl kaldırılacağını hesaplamaktır.
Daha önce bu Fiber Optik konusuyla ilgili birkaç yazımı paylaşan Erhan Arıklı bu yazıyı kesin paylaşmaz.





























